5 Nisan 2017 Çarşamba

"Sanat ve Hukuk", Evrim Altuğ'a anlattım. Dosya, Art Unlimited 32. Sayı'da...

Sevgili Evrim Altuğ "Sanat ve Hukuk" dosyası için sordu, ben anlattım.
Söyleşi notları ve dosya, Art Unlimited sayı: 32'de yayımlandı. Söylenecek, yapılacak, yazılacak çok husus var. Tüm edimlerin ise kaynağı capcanlı, dipdiri ve umut dolu olmak...



"Amacım, inceliklerin, diyalogun, kendini iyi ifadenin en iyi sonucu doğurabileceği sanat dünyasında, bilgiyi aktararak daha sorun oluşmadan "önleyici hukuk"un gelişimini sağlamak, sözleşmelerin en uygun şekilde düzenlenmesi, ihtilaf halinde kuvvetli savunu, ülkede sanatın gelişimi ve hakkaniyetin bir tutum olarak belirlenmesi için katkıda bulunmak. En büyük maliyet zaman. En doğru bilgi ile en kısa zamanda çözüme ve iletişimin iyi yönetilmesine odaklıyım. Doğru anlatımı ve sofistike yaklaşımı iyi hukuk bilgisi kadar önemsiyorum. İş, hukuk ve sanat dünyasının içinde bulunmak daima yenilikçi bakışı sağlıyor."



"Genç hukukçu arkadaşlarıma öncelikle, hukukun genel ilkelerinin uygulama yeri bulduğu mecralarda deneyim kazanmalarını, bu arada sanatla yakından ilgili olmalarını, hukuk kadar sanatın da takibinde kalmalarını tavsiye ederim. Hangi alanla ilgileniliyorsa, buna tüm disiplinler ve dallar dahil, disiplinlerarasılığı yazılarıyla, okuduklarıyla, hayat biçimleriyle sağlasınlar. Ve sanırım her alan için geçerli: Capcalı, dipdiri ve proaktif olmak."


Sanatın, hakkaniyetin, özgürlüğün umuda işleyen adımlarıyla nice güzel günlere...




2 Mart 2017 Perşembe

Nuri Bilge Ceylan'ın "Babamın Dünyası" sergisi - Odak: Atmosfer





"Hikayeden çok atmosfer odaklı bir sinema yapmayı seviyorum," diyordu bir söyleşisinde Ceylan. 
Atmosfer her fotoğrafında kendi hikayesini kendi anlatıyor. "Babamın Dünyası" fotoğraflarında gördüğüm, estetik ve duyarlılık yüklü her saniye babaya duyulan sevgiyi de soluğun ve zamanın gücünü de evrene asıveriyor. Bu durumda, "Ceylan'ın Dünyası" da oluyor sergi.
Öte yandan, sohbette en sevdiğim filmi "Bir Zamanlar Anadolu"daki savcıyı da konuşuyoruz, sanata ilişkin günlük sorunları da. Sinemasında anlatım biçiminin duruluğunu da… 




Ceylan, "Bence iyi film, belli bir estetik ve ahlaki duyarlılıkla derine işleyen bir çözümlemeyi bir araya getirebilen filmdir," diyor. İfadesi ve tanımı, fotoğrafları için olduğu kadar tüm sanat dalları için de geçerli.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Babamın Dünyası" başlıklı sergisi Dirimart Nişantaşı'da sürüyor.






29 Nisan 2016 Cuma

Istanbul Art News'ün "Sansür" dosyası sorularına yanıtlarım



Istanbul Art News'un Nisan 2016 dosya konusu "Sansür" idi. Nilüfer Şaşmazer'in "Sansür"ü özellikle bireyler/sanat profesyonelleri açısından  ele aldığı güzel yazısı için sorularını yanıtladım.
"Aslolan özgürlük ve yaratıcılık."
İşte Fikri Mülkiyet ve Sanat Hukuku ile Sözleşmeler Hukuku açısından görüşlerim:
"Sanat eseri sıradan, ticari bir meta değildir.
Bu nedenle, aynı "önleyici tıp" gibi, "önleyici hukuk" da önem arz ediyor.
Henüz mali veya manevi zarar oluşmadan önlem almak kıymetli.
Sözleşme ile her aşamanın belirlenmiş olması hukuk tekniği açısından da gerekli. Sözleşme hazırlanırken de hem hukuka uygun hem de etik kurallara göre bir tutum belirlenmeli.
Bu nedenle, hukuk korumasından mümkün olduğunca yararlanmak, en iyi diyalog ortamını yaratmak için her işe ve tarafa özel sözleşme yapılması uygundur.
Henüz maddi ve manevi zarar oluşmadan, işin tanımının ve aşamalarının açıklıkla ifade edildiği, karşılıklı yükümlülük ve yetkilerin saptandığı, baskıcı ve denetleyici tutumdan uzak, tarafların iradelerini ortaya koydukları sözleşmelerin her olaya özel düzenlenmesi yerinde olur."

Yazı hem genel, hem güncel anlamda sanat dünyası için önemli bir değerlendirme...






23 Mart 2016 Çarşamba

Müzecilik, Hukuk ve Şiirin Deniz Kıyısındaki Sesi

Çanakkale'nin şahane günlerini İstanbul'a taşıdık. 
"Şiirin deniz kıyısındaki sesi," diyen Ece Ayhan'ın masmavi şiirlerini solumaya devam... 


Peki, “Çanakkale Müzeler Buluşması” kapsamında düzenlenen etkinlikte “Hukuk ve Müzecilik” ile ilgili neler konuştuk? 
Türkiye’de Müzeciliğin Yasal Yapısı, Sanat Eserleri ve Kültür Varlıklarının Genel Çerçevesi, Eser Kavramı ve Eser Sahiplerine İlişkin Hukuki Düzenlemeleri, örnekleri ile birlikte anlatmaya çalıştım. Evet, tüm hukuki işlemlerde ve özelde telif ile ilgili tüm hususlarda hep vurguladığımız hakkaniyetin üzerinde durduk. 


 
“Çanakkale Müzeler Buluşması”, Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin kuruluşundan [06 Mart 2009] bu yana her yıl düzenli olarak yapılıyor. Buluşmanın bu seneki teması:" Müzeler ve Müzecilik Çalışmalarında Telif Hakları”ydı.  Buluşma, Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin toplantı salonunda 5- 6 Mart 2016 tarihlerinde gerçekleşti. Etkinlikte, Prof. Dr. Rüstem Aslan, Müzeciler Meslek Kuruluşu Derneği adına Emine Mine Bora  ve Hakim Halil Güner de sunumda bulundular.






4 Mart 2016 Cuma

"Müzeler Kültürü ve Hukuk" konuşacağız!..

"Çanakkale Müzeler Buluşması” başlıyor!..

Müzeler Kültürü, Hukuk ve özellikle Telif Hukuku üzerine konuşacağımız sempozyum 5-6 Mart 2016 tarihlerinde, Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Toplantı Salonu'nda gerçekleşecek. 

Kitle kültürünün gözde iletişim araçlarından ve gündelik yaşantı ile kültürün buluştuğu sosyal platformlardan Müzelerle ilgili olarak düzenlenen bu sempozyumda Türkiye’de Müzeciliğin Yasal Yapısı, Sanat Eserleri ve Kültür Varlıklarının Genel Çerçevesi, Eser Kavramı ve Eser Sahiplerine İlişkin Hukuki Düzenlemeleri, örnekleriyle birlikte anlatmaya çalışacağım.  




“Çanakkale Müzeler Buluşması”, Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin kuruluşundan [06 Mart 2009] bu yana her yıl çeşitli etkinlikler çerçevesinde düzenli olarak yapılıyor. Buluşmanın bu seneki teması:" Müzeler ve Müzecilik Çalışmalarında Telif Hakları.


Buluşma ile, Müzecilik ve Telif Hakları hususunda mevcut mevzuat incelemesi ve mesleki deneyimlerin paylaşılması,  müzakereler sonucu genel durumun hukuki tespiti ve öneriler getirilmesi hedefleniyor.
Güzel geçsin!.. İyilikler... 





6 Kasım 2015 Cuma

Hakikaten, Ne Çok Kitabın Müjdesi Kitap Eklerinden Alındı


Gazetelerin kitap ekleri tanışma, karşılaşma ve buluşma müjdesidir.

Radikal Kitap yeni sezonunu kutluyor!.. Tebrikler!...


Yekta Kopan, iki gün önce Radikal'de yayımlanan yazısında kitap eklerinin edebiyata katkısını ve gayretlerin güçlü anlamını dile getiriyordu. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/yekta-kopan/bir-gazetenin-kitap-eki-ne-ise-yarar-1465397/

Okurken dizi dizi Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap, Milliyet Kitap ve tüm kitap ekleri geldi gözümün önüne.

Dün de "Cumhuriyet Kitap 25. Yılını Kutluyor," diyerek heyecan duyduk. Nice yıllara!..
Öyle değil midir? Kitap ekleri, günleri de tanımlar. Perşembe Cumhuriyet Kitap, cuma Radikal Kitap günüdür. Hatırlayın, ne çok müjde kitap ekleri ile alındı!..



Yekta Kopan'dan bir de güzel benzetme geliyor, Radikal Kitap için: "Müşterisini tanımaya özen gösteren, onun okuma zevkini merak eden, onun her ziyaretinden mutlu olan bir şehir kitapçısı."

Selamı ben de bugün Robinson'dan gönderiyorum. Yıllarca İstiklal Caddesi üzerindeki yerinde ziyaret ettiğim, şimdi Salt Beyoğlu'ndaki mekanını da çok sevdiğim, alt kattaki sergileri adım adım gezerek geldiğim bambaşka Robinson'dan!...


Yine, yıllardır önce kitap, edebiyat üzerine dakikalarca sohbet ettiğimiz güleryüzlü çalışanlarıyla, özellikle Şehri'yle Kırmızıkedi'den gönderiyorum selamı!.. Şehrin, şehrimin kitapçılarından tüm gülen yüzlü edebiyatçılara, edebiyatseverlere, kültür sanat servislerine, kitap eklerine bin selam...

Kutlamalarımız bol olsun!...

29 Mayıs 2015 Cuma

Mario Vargas Llosa, Borges'i nasıl anlatıyor?



Llosa, Genç Bir Romancıya Mektuplar'ın her bir bölümü ile kurgu labirentini ele alır.
Bu labirentin bir sapağında Borges'e rastlamak da günün yazın macerası olsun. Zihindeki Borges dosyasına kendiliğinden kaydolan gözalıcı anlatımla...

"Borges'in üslubu bu konuları bir potada kaynatıp bölünmez bir alaşım haline getirir, okuyucuysa öykülerinin ve hakiki kurmacalar kadar yaratıcı ve yetkin denemelerinin daha ilk cümlelerinden itibaren metinlerin ancak böyle, bu zekâ ve ironi dolu dille ve matematiksel bir kesinlik ile - artan veya eksik kalan hiçbir sözcük bulunmadan - yazılabileceğini; zekâya heyecanlara ve hislere ayrıcalık tanıyan, gösterişi tekniğe dönüştüren, aşırı duygusallığın her türlüsünden kaçınan, bedeni ve şehvet düşkünlüğünü görmezden gelen (veya onları insani varoluşun değersiz birer belirtisi addedip tamamen birbirinden ayıran) ve hemen her zaman öykülerinin konularını oluşturan akıl labirentlerini veya barok yapıları, yani muhakemelerindeki karmaşıklığı serin bir meltem gibi yatıştıran ironisindeki incelik sayesinde insancıllaşan soğuk bir zarafet ve asil bir arsızlıkla aktarabileceğini anlar. Bu tarza renk ve zarafet katan en önemli özellik, şiddetli ve beklenmedik mecazları, fikirleri toparlamak veya karakterlerin fiziksel yada psikolojik özelliklerini vurgulamakla kalmayıp Borgesvari bir atmosfer için de gereken bu sıfat ve zarfların okuyucuyu sarsan cüretkâr ve acayip biçimlerde kağıda dökülmesidir."

2 Mart 2015 Pazartesi

YAŞAR KEMAL'İ UĞURLARKEN... IŞIKLARINI SAVURARAK...



“Karanlığın içinden dağ çıktı, ışıktan. Döne döne, ışıklarını savurarak çekti denize aktı gitti.” 
Yaşar Kemal’in haberini aldığımda keder uçtu, elimden tuttu, kitaplığıma gittik birlikte… "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" tüy gibi havalandı buldu beni.

“Karanlığın içinden dağ çıktı, ışıktan. Döne döne, ışıklarını savurarak çekti denize aktı gitti.” 
İki cümleyle sarsan bir dil ustası için ne denir? İki cümlesini okumak onun için söylenecek her sözden daha gerçek, daha anlatıcı değil mi? İlk karanlığın ardından onu okuduğum ilk ânı hatırladım; Ağrıdağı Efsanesi… Kahverengi kaplı o güzel kitap, ortaokul yılları, beni bana götüren odam…Anadolu’nun cümle efsanesinin görkemi büyümüştü içimde. Hiç silinmeyen, silinmeyecek bir etki…


Bugün hep beraberdik… O etkiyle, o görkemli yüreği, dilin ustasını uğurladık. Binlerce insan, “Yaşar Kemal onurumuzdur,” diye bağırırken pek çoğumuzun ise düğümlenmiş yoğun duygulardan sesi çıkamıyordu. Gözyaşının eli, ses tellerimizi tuttu da seslenemedik. Alkışlarken onunla aynı çağda, aynı toprakta, aynı zamanda yaşamanın müteşekkirliğindeydik... Beraber, hep beraber…



Şimdi, kendimi de sizi de Ağrı Dağı Efsanesi'ne alayım, orada kalalım... 

"Ve dağ yürüyordu kaval sesinde. Ve uçurumlar, çığlar, ayaz gece, yıldızlar patlıyordu. Ay ışığı patlıyordu. Ve dağ bütün hışmıyla yürüyordu. Terlemiş, soluklanan... Bir ulu dev gibi göğüs geçiriyordu Ağrı. 
...
Sonra birden bütün çiçekleri, yıldızları, kokusu, alabalıklı, aydınlık suları, ceylanlı çölleriyle dünya Sofinin gözlerinin önünde yeniden açıldı. Gözlerinin önünde at başkalaştı. Atın keçe bellemesindeki güneş canlandı. Hayat ağacı yaprak döktü, çiçek açtı."

18 Şubat 2015 Çarşamba

KAR TÜM GÜN, TÜM GECE SÜRDÜ. ŞİDDET DE!..

Kar tüm gün, tüm gece sürdü. Şiddet de!... 
Galata'da adım başı, dükkanların önünde, ara sokaklarda kartopu oynayan, gülen, bembeyazlığın tadını çıkarmaya, şu bunaltıda doya doya yaşamaya çalışan ne çok güzel yüz gördüm; gün boyu, gece boyu.... 
Meğer bunu bile fazla görüyorlarmış!... 
Şiddet bilinçaltının da, bilincin de en görünen ve en koygun, en kara noktasında çakıveriyormuş!
Her yerde; Meclisinden, sokağına dek....

Sema Kaygusuz'un kitabının adıdır: 'Yüzünde Bir Yer'. Aldığımız nefes, yüzümüzdeki güven, mutluluk, huzur aklı başında ilkelerden, temel hak ve özgürlüklerden, açıklıktan, tutarlılıktan, kullanılan dilden geçiyor. Gerek bireylerin, gerek devletin, gerek kurumların ilkeleri ve bu ilkeler ışığındaki tutumuyla, davranışlarıyla yol alır insanca bir hayat!... Hayat!...

Bugün aynı zamanda Tezer Özlü'nün ölüm yıldönümü... 18 Şubat 1986'dan beri aramızda değil Canım Özlü. Onun Leyla Erbil'e sözleri hep kulakta çınlıyor işte: "Burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu!" Güzel kitaplarını yeniden, yeniden elime alıyorum. Zaman Dışı Yaşam adlı senaryosunda da çok sevdiği Pavese'den alıntı yapıyor Özlü, "Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek bisikletler var. Yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır." Buruk mu buruk, tüm ülkeyle, geçen şu günlerle baş başa kalıyoruz hepimiz.


Talebimiz, isyanımız, insanlığımız, ancak böyle, ancak Yekta Kopan'ın bugün yazdığı gibi... "O kartopu, çığ olur."

8 Şubat 2015 Pazar

ALİ KAZMA SERGİSİ’NDE, ZAMAN VE GİZEM





"Saat Ustası…" Artık çalışmayan bir 18. yy. Fransız saatinin tek tek parçalarına ayrılıp tekrar birleştirilerek tamir edilişini izliyoruz. Tellerin, zillerin, küçücük aletlerin, büyüteçlerin arasına karışıyoruz. Basamak şeklindeki araçlar, sarı altın düzenekler nasırlaşmış parmakların arasında pervane gibi dönmeye başlıyor birden. Akışın saf birlikteliği… Zamanın parçalanmasından, bir araya getirilişine dek Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”sine bir dokunuyorum o anda…



Ali Kazma’nın beklediğim sergisi Zamancı/ Timemaker, Arter’de. Sanatçı, 22 video art işi ile her bir duvarda, dünyanın baş döndürücü ritmi ile geziniyor.

Çekim yaptığı mekanlara tek başına girme tercihi, işlerinin içeriği ile ne kadar uyumlu!... Bu uyum, eserlere de yansıyor. Çalışma biçimini, masasını, ritüellerini sanatçının ve işinin parçası addederiz çoğu zaman… Bu nedenle Tomris Uyar’ın, Woolf’un, Tarkovski’nin günlüklerini de önemseriz. Fotoğrafçının, ressamın, heykeltıraşın atölyesinde olduğumda fotoğrafın, resmin içine girmiş gibi hissetmem işte bu sebeptendir…

“Ali Kazma çekimlere ayırdığı zaman sona erip saatlerce uzunlukta ham kayıtla baş başa kaldığında, kaydetmiş olduğu notları yanına düşer, onları birbirinden koparır, yerlerini değiştirir; zamanı imleyen rakamlar yapıtın gizli şifreleri gibi sayfalar boyunca devam eder.” Emre Baykal’ın da katalog yazısında aktardığı bu çalışma biçimi videoları notla, kayıtla, sezgiyle bütünlüyor.


Her duvarda ayrı ayrı izlediğimiz çalışmalardan serginin sürekliliğini birebir yansıttığını düşündüğüm ve yukarıda bahsettiğim Saat Ustası’nın yanında “Kristal” ve ”Rezistans” da hep aklımda kalacak.

Yeri gelmişken söyleyeyim, Arter’in hazırladığı veya hazırlattığı katalogların kitaplığımda güzel bir yeri var. Marc Quinn için hazırlanmış “ansiklopedi” dönüp okunanlardandı, Ali Kazma’nın bu sergisi için hazırlanan “fasikül” de öyle olacak…


Ali Kazma, 2012’de Barbara Polla’nın sorularını yanıtlarken, “Dünyanın gizemine ve karmaşıklığına bir şeyler ekleyebilen sanat yapıtlarını önemsiyorum,” diyor. Ali Kazma bu sergiyle elimden tutuyor, gizem ve karmaşanın belki de en kaotik kavramıyla, zaman'la macerayı anlatıyor; önemsediklerinin yanına oturuyor.



1 Ağustos 2014 Cuma

"Uyku Kaçsa Rüya Kalsa" ve Merhaba


İlk öykü kitabım "Uyku Kaçsa Rüya Kalsa" çıktı. Heyecanlıyım :)

Eğer edebiyat adasında şimdiye dek tanışmamışsak buyrun; "Uyku Kaçsa Rüya Kalsa"nın tanıtım metni... Ve Merhaba!..





Normalin içinde dehşet var mıdır? Bana göre normal dehşet vericidir. Pınar Sönmez, normal görünenin saklı dehşetini arıyor. Çünkü dehşet biraz cennete benzer. Bu nedenle Pınar Sönmez'in öyküleri kanımca tetikte okunmalıdır,” diyor Faruk Duman.

Öykü, has edebiyatın en nadide mecralarından. Uyku Kaçsa Rüya Kalsa, Pınar Sönmez’in ilk kitabı. Pınar Sönmez’in öyküleri ve incelemeleri, Sözcükler, Kitap-lık, Notos, Sıcak Nal, Cumhuriyet Kitap, Egoist Okur ve Virgül’de yayımlandı. Kitaptaki tüm öyküler Tezer Özlü, Tomris Uyar, Leyla Erbil, Sevim Burak, Sevgi Soysal’dan epigraflarla açılıyor. Yazar, öncüsü kabul ettiği kadın öykücülere, yazarlara selam gönderiyor. İlk öykü “Birike Birike”, adıyla da, Tezer Özlü’nün “Yaşam yalnızca sokaklarda...” epigrafıyla da öykülerin atmosferini, kentin sokaklarını ve benlikte “o an”da neler olduğunu adım adım arama, istenilen kapılardan geçme sürecini anlatıyor. Bu kapılar, kapanan İstiklal Kitabevi’nden, Kadıköy’e; Taksim Meydanı’ndan bir ressam atölyesine, Nina Simone’ın sesinden, Kundera’nın etkisine, Ferit Edgü öykülerinden günbegün anlatılan tatile bağlanan dünyalara açılıyor. Hayatın içindeki hakkaniyet, illüzyon, renkler ve Faruk Duman’ın da belirttiği gibi “normal görünenin saklı dehşeti”… “Filmden çıktık. Yönetmene dedim ki, “Çok değil mi arka arkaya üç kanlı cinayet?” “Gerçekte altı cinayet vardı,” dedi bana.” Anlatılar, kırılma anlarını şaşırtarak takip ediyor.

“Hayatı daraltmayı, sonra değişik noktalarda genişletmeyi öğrendiğimi sanıyorum ya da tersini…” diyor bir karakter.  Dilin de, hayatın da “nasıl” ekseninde sorgulanışını okuyoruz. “Şehir korosu, uğultuya dönüşmüş sesiyle eşlik ediyor bize.” Şehrin akıp giden hali, dalgaları, müziği, sesi sayfalarda.

“Hayat ilerler. Bir karar, bir hayat, bir karar, bir hayat,” ve “Birike birike biliyoruz kendimiz,” ayrı öykülerde. Ama döküldüğü deniz aynı.

“Hep hatırlanacağı daha o saniye bilinen bir tanışmanın unutulmazlığı nesinde midir?

  I ş ı ğ ı n d a…”

  Her öykü bir tanışma.

 

 

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Elgiz'in Teras Sergisi ve Heykel Kutlaması

Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde Teras Sergisi açıldı.

Bu sene üçüncüsü yapılan seride, 40 yaş altı 32 heykeltıraşın eserleri sergileniyor. Haşim Nur Gürel, serginin katalog yazısına, Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nden yaptığı bir alıntı ile başlıyor: "Daidalos insanlar arasında neyse, Hephaistos tanrılar arasında odur: Sanatın ve işçiliğin yüceliği simgelenir onlarla. Gerçekten de Daidalos hem mimar, hem heykeltıraş, hem de her tür mekanik araç yapan ve Platon'un Menon adlı diyaloğunda sözü geçen canlı heykelleri bile meydana getiren çok yönlü bir yaratıcıdır."

Sanat ve işçiliğe açılan bahçede çakış taşlarından yürürken, günışığının yer değiştirmesi ile yeni yüzeylere, biçimlere dönüşen heykellerin arasında heykeltıraşlarıyla konuşmak güzeldi. Sergi, malzemeden, algıya dek silüetini plazaların oluşturduğu şehrin bu kısmında, ışık oyunlarına övgü idi bir bakıma. Plazaların çizdiği yoğun iş dünyasının, mekanik şehrin, motomotluğun arasında bir bahçe. Serginin nitelikli bir teşvik olduğunu ve herkesin bir araya gelişinin de kendiliğinden bir kutlama oluşturduğunu söylemeli.

"2014 Teras Sergileri <40 Sergisi"nde işleri sergilenen 32 heykeltıraş; Ahmet Özparlak, Ali Alizadeh, Aycan Güler, Ayşe Sultan Babayiğit, Bahadır Çolak, Bestami Gerekli, Caner Şengünalp, Çağdaş Erçelik, Çayan Yılmaz, Derya Özparlak, Esra Sağlık, Giorgia Razzetta, Güray Morgül, Güzin Merve Özgören, Hakan Bakır, Hakan Çınar, Halil Daşkesen, Hande Şekerciler, İmdat Avcı, Kutlu Alican Düzel, Mahmut Aydın, Meliha Sözeri, Nihan Gündüzalp Ölmez, Orkide Akkoç Sabit, Ramazan Duymaz, Saim Cem Arıkan, Şenay Ulusoy, Tanzer Arığ, Tuğberk Selçuk, Turgay Topçu, Uğur Hasekin ve Ümit Turgay Durgun.

Teras Sergisi, 23 Ağustos'a dek görülebilir, bir başka deyişle kutlamaya ortak olunabilir...

                                                     Nihan Gündüzalp Ölmez ve işi ile

Binaların plazaların arasından yıldızların gelişi... 
Güray Morgül / Takım Yıldızı (Venüs Merkür Satürn)
 
 
Şenay Ulusoy / Pratyahara
 
 
 

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Selim Sesler anısına...



‘Alexander Hacke ile Selim Sesler’i kayıt stüdyosunda gözlemlemek başlı başına bir deneyimdi: Birbirlerinin dillerini bilmediklerinden, müzik aletleriyle iletişim kurdular. Çocuklar da birbirleriyle böyle anlaşırlar. Müzik çok eski zamanlardan bu yana köprüler kurabiliyor; İstanbul Hatırası’nın kökeninde yer alan düşünce buydu.’

Fatih Akın, Selim Sesler’i ve Crossing The Bridge filmine adını veren ânı, sahneyi “Sinema, Benim Memleketim/Filmlerimin Öyküsü”  (Doğan Kitap, nisan 2013) adlı kitabında böyle anlatıyor. Fatih Akın’ın yaratım sürecini film film anlattığı bu kitabını, kapağını açtığım ilk andan beri çok sevdim. Yaratma, yazma, üretim sürecine duyduğumuz o müthiş merak, kendini yazarların, yönetmenlerin, fotoğrafçıların, müzisyenlerin, ressamların, tüm sanatçıların anı ve deneme kitaplarına savurmuyor mu zaten?


Selim Sesler’i kaybettiğimiz haberini alınca klarnetinin ve kendisinin sesi kulağımda, elim sızıyla kitaplığıma uzandı. Fatih Akın’ı derinden etkileyen Selim Sesler, duruşuyla, sohbetiyle ve elbette klarnetiyle, yaşarken sunduğu tınıyı şimdi kaybıyla hem de bam telimi titreterek bırakıyor.
Sayfaları çeviriyorum. O bambaşka ve önemli güne ilişkin satırların altı çizili…. Fatih Akın, İstanbul Hatırası’nın gösterimine Cannes’ın o yılki jürisini de davet eder. Emir Kusturica, Salma Hayek ve Javier Bardem de jüridedir:

“Jean giyerek gelip arka kapıdan çıkarız, diye düşünmüştüm. Ama hayır. Gayet resmi bir biçimde kırmızı halının üzerinde yürümemiz gerekiyordu. Monique’le Kusturica ve Salma’nın arasında oturuşumuzu hiç unutmayacağım. Sonra Orient Expressions grubunun Amerikalı saksafoncusunun olduğu sahneye gelindi....
... İlk gösterimin ardından bir kulüpte kutlama yapacaktık. Kendi aramızda bir parti olarak düşünülmüştü ama Salma, Emir, Javier, hepsi birden geldiler. Masaların üzerinde dans edildi. Selim Sesler çaldı, daha sonra ben de DJ’lik yaptım. Partide finans şirketlerinden insanlar da vardı, ama çoğu İstanbul Hatırası'nı hiç görmemişti. Partiden sonra filmin de parti kadar iyi olup olmadığını sordular. Filmin dünya haklarından sorumlu Michael Weber’in dediği gibi, filmi izlemeden almışlardı.’
Herkesi içine çeken o atmosferin buğusu müziktir. Selim Sesler’in klarnetinin mekana ve o an (da) hayata kattıklarını bir hayal edin!…
Tüm bunlar kaydın, anlatının da kıymetini bir kere daha dile getiriyor. Hayat yazıyla ve kayıtla akord ediliyor. 
Ve Fatih Akın’ın anısı, benimkine komşu oluyor. Selim Sesler’in çalmışlığı, benim söylemişliğim var; nasıl neşeli, hayat dolu, sevinçli bir andı… Nasıl büyük ve dokunaklı bir hatıra bugün..  Yüzümde gülümseme, dilimde “penceresi yola karşı”… Ustayla karşı karşıya…

‘Çocuklar da birbirleriyle böyle anlaşır.’
Selim Sesler… Işıklar içinde…

11 Şubat 2014 Salı

İkiz imgeler ve cüretkarlık: Self Touches, Koray Erkaya Sergisi

Buradasın.
Hem yakıp kavuruyor
hem cennette ağırlıyorsun
Bensin.
(Sibel Baykam'ın Self Touches katalog yazısından)


Kapısında kırmızı neon harflerle Self Touches yazan ve loş ışık altında siyah kadife perdelerin arasından geçilerek gezilmeye başlanan bir sergi düşünün...

 
Capcanlı, modern görsel zincir, Koray Erkaya dokunuşuyla cüretkar, davetkar çağrışımlara dönüşmüş.
Bu bakış, serginin Sibel Baykam imzalı katalog yazısında da hissettiriyor kendini: "İkirciklendiren, ne taraftan ele alsak farklı bir anlam yüküyle yansıyan, iç gıcıklayan ve dahi, fotoğraflarla tanışınca modelden mi, izleyiciden mi bahis açtığı pek de kestirilemeyen bir başlık."


Koray Erkaya'nın Self Touches sergisi 23 Şubat'a dek Piramid Sanat'ta.
"An'ın içinden geçip ikiz imgelerle objektife yansıyanlar."
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...