Sanat Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2026 Pazartesi

Akademi 2026 Bahar/Yaz Dönemine, yine Fikri Mülkiyet ve Sanat Hukuku ile Merhaba

Akademi 2026 Bahar/Yaz Dönemi’ne, yine Fikrî Mülkiyet ve Sanat Hukuku inceliklerini, gerçeklerini ve odağını tane tane anlatarak, muhakkak Adalet ereğiyle, Yeditepe Üniversitesi’nden merhaba...
Yargıtay içtihatlarından, Müzakerelerden, Uluslararası Uygulamalardan Akademi’de bilgi ve değer oluşumuna, teoriden pratiğe, pratikten teoriye enformasyon, fikir, anlam üretimine devamla; Fikrî Mülkiyet ve Sanat Hukuku’nda sözleşmelerden kanun yollarına, Yapay Zekâ sanat eserlerinden Kültürel Diplomasi’ye, yasadan edime somut, açık, net izahla; yaratıcılık dünyasında ve disiplinlerarasılık bağlamında hukuk nosyonunun mânâsını ve evrensel hukuk değerleri ilintisini açıklayarak, ‘Aşk, Yaratıcılık ve Yasa’nın akademik kaynak olması mutluluğuyla, sıkı ve süreğen etkileşim neşesiyle, içtenlikle güzel günler…

17 Mayıs 2019 Cuma

FOTOĞRAF, O BİRİCİK AN VE HUKUK

FOTOĞRAF, O BİRİCİK AN VE HUKUK 


PINAR SÖNMEZ




Robert’ı, Patti Smith’e söyler: “Kimse bizim gördüğümüz gibi görmüyor Patti.”
Fotoğrafa ne kadar yakışan bir tabir… 
Dünyayı, duyguları, zamanı bambaşka görmenin binbir biçiminden hareketle John Berger’e de sevgimi göndererek başlayayım fotoğrafın eser olmasına ilişkin hukuki bilgilere, yorumlara ve tabii ki önerilere…
Fotoğrafın, “O Biricik An”ın, hukuk ile ilişkisi nasıl? 
Fotoğrafın yasal koruma kapsamında ilk olarak ele alınması 1948 yılı tarihli Brüksel Revizyonu’nda gerçekleşir. Hukuki bakışta, bazı fotoğrafların korunacağı, bazılarının ise eser olarak değil diğer hükümlere göre korunabileceği düşüncesine gelinir.



Fotoğraf üzerindeki hakları koruma yollarını doğru belirleyebilmek için önce yasa tarafından kabul edilen ayrım ve türleri açıklamakta, eser niteliğinde olan ve olmayan fotoğraf ayrımını dile getirmekte fayda var. Zira bir fotoğrafın eser niteliğine olup olmadığına bağlı olarak haklarını koruma imkanları da değişiyor. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 1/B-a maddesi, “Eser, sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri türlerinden birisi içine giren her nevi fikir ve sanat mahsulüdür” diyor. Bu anlamda bir mahsulün FSEK’e göre eser sayılabilmesi için fikrî bir çaba sonucu oluşmuş olmasının yanı sıra iki şart daha aranıyor:
  1. Eserin sahibinin hususiyetini taşıması (subjektif unsur). Bu husus, eserin sahibinin özgün bir düşüncesinin ürünü olması ve yaratıcılığını yansıtması olarak anlaşılıyor.
  2. Kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi (objektif unsur).
FSEK’e göre eser niteliğindeki fotoğraflar; bedii (estetik) vasfı bulunmayan her nevi teknik, ilmi mahiyette fotoğraflar ile güzel sanat eseri niteliğindeki fotoğraflar, slaytlardır.
FSEK m. 2/3’e göre estetik vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleri, ‘ilim ve edebiyat eseri’ olarak korunur. FSEK m. 4’te ise güzel sanat eserlerinin estetik niteliğe sahip olması gerektiği belirtilir; sekiz bent halinde güzel sanat eseri kabul edilen fikir ürünleri sıralanır; maddenin 5’inci bendinde ise ‘Fotoğrafik eserler ve slaytlar’ da yer alır. Eser olma koşullarını taşıyan basın fotoğrafları da somut olaya göre değerlendirilmek şartıyla FSEK m. 2 kapsamında teknik ve ilmi eser olarak sayılabilir. Kaldı ki bir teknik ve ilmi eser de estetik değer içerebilir ve bu durumda her iki maddenin de korumasından söz edilebilir. 
Bununla birlikte yasalar, eser sayılmayan ancak eserle yakın ilişkili bazı konuları da koruma altına alıyor. Eser niteliği bulunmayan ‘alelade’ fotoğraflar, FSEK md. 84/son ile haksız rekabet hükümlerine göre korunuyor. Ayrıca FSEK m. 85. ve 86. ile de kişilik haklarının korunması söz konusu. Öte yandan, fotoğraf, eser olarak tanımlanmasa da fotoğrafa konu olan kişilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler de mevcut.
Ancak FSEK bağlamında fotoğraf sanatçısının hususiyetini kattığı, yani özgün görsel anlatım unsurları taşıyan işler eser kabul edileceğinden, uyuşmazlık halinde bir fotoğrafın estetik değere sahip olup olmadığına uzman bilirkişilerin karar vermesi gerekiyor. Mahkeme ayrıca fotoğrafçılıkta telif hakları konusunun çok geniş bir alan olduğunu, çok sayıda fotoğrafın birçok yönden birbirine benzeyebileceğini; bu gibi durumlarda hususiyetin tespiti için konu seçimi, zamanlama, kullanılan makine, film ve objektif gibi diğer ölçütlere başvurulması gerektiğine işaret ediyor.
FSEK madde 8’de eser sahiplerinin kim olduğu da tanımlanıyor. Buna göre “Bir eserin sahibi onu meydana getirendir.” Ayrıca fotoğrafların bir şekilden diğer şekillere sokulması da ‘işlenme ve derleme’ olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla bu yapıtları üretenlere de ‘eser sahibi’ sıfatı ile çeşitli hakları kullanma, bu hakların korunması konusunda hukuki taleplerde bulunma yetkisi veriliyor.
FSEK m. 27’de ise koruma süresi belirtilir.  Buna göre, koruma, eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur. Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıl. İlk eser sahibi tüzelkişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl. 
“Hangi fotoğraflarımı koruma altına alabilirim?” ya da “Korumanın sınırları nedir?” gibi sorularımıza en iyi yanıtı ise temel uluslararası hukuk kuralları, anlaşmalar, yasalar ile mahkeme kararları veriyor. Gerek Avrupa Birliği’nin en üst düzey yargı organı olan Avrupa Topluluğu Adalet Divanı’nın kararları, gerek uygulamalar, fotoğrafçılık alanındaki eserlerin telif hakkı korumasından yararlanabilmesine yönelik belli başlı ölçütleri ortaya koyuyor ve bu kararlar ülkemizdeki uygulamalara da yön verebilecek nitelik taşıyor.
Söz konusu hakların korunmasını teminen, fotoğrafçıların olası bir davada ispat aracı olarak kullanılabileceği düşüncesiyle bazı detayları göz önünde bulundurmaları öneriliyor. Dr. Şafak Parlak Börü’nün “Fotoğraf Üzerindeki Haklar” adlı kitabında da belirttiği üzere, eser sahibinin elinde fotoğrafın negatif veya diyapozitifinin bulunması, dijital fotoğraflardaysa iddia sahibinin fotoğraf makinesinden üretilmiş olduğunu gösteren dijital kod veya RAW formatlı dosyalara sahip olunması bu açıdan önem arz ediyor. Ayrıca, fotoğrafçının, ihtilaf konusu fotoğrafın yer, zaman, ışık, çekim tekniği ve diğer özgün unsurlarını taşıyan diğer benzer fotoğrafları da saklamış olması ve gerektiğinde sunabilmesi mahkeme için önemli birer delil.
Öte yandan, son zamanlarda yeni bir metot olarak “elektronik zaman damgası” da dikkat çekiyor ve önerilmeye uygun. Zaman Damgaları belli bir verinin belirtilen bir tarihte var olduğunu kanıtlıyorlar. Zaman Damgası Sunucusu, zaman damgalarını imzalamak için açık anahtar teknolojisini kullanarak, verinin bütünlüğünü ve belirli bir tarihteki varlığını onaylıyor. Fotoğraf ve her türlü elektronik veri için fikri hakkı ispat aracı olarak zaman damgası alınabilir.
Eserin yaratılmasıyla birlikte fotoğrafçının eser sahipliğinden doğan mali ve manevi hakları bulunuyor. Eser sahibi, fotoğrafı üzerindeki mali hakları devredebileceği gibi eser sahibinin fotoğrafın sadece kullanılması açısından yetki vermesi (lisans) de mümkün olabiliyor. 
Son olarak belirtmeli ki Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun amacı yaratıcılığı, eseri, eser sahibini korumak olduğundan eserle yakın ilişki içinde olan bazı ürünler de farklı maddelerle koruma altına alınmıştır. Buna göre, FSEK m. 83’e göre, “Bir eserin adı, alametleri ve çoğaltılmış nüshalarının şekillerinin korunması” da ayırt edici olma, iltibasa meydan verebilecek tarzda kullanılma, kamuya sunulmuş olma şartlarıyla haksız rekabet esasına göre korunmaktadır ve bu maddeden eser niteliğine haiz olmayan fotoğraflar da yararlanır.

Önlem önerilerini dikkate alın. Hukuk çerçevede anlattığım hususlarda sizi koruyacak. İlk cümle Patti Smith’in çok sevdiğim kitabı Çoluk Çocuk’tandı. Patti, başkalarının fotoğraflarından kendine kolajlar yapan Robert’a etkili sesiyle ısrar eder: “Kendi fotoğraflarını çekmelisin.” 

Evet, kendi dünyanızı yaratın isterim, çünkü bir tek siz öyle görüyorsunuz, çünkü o bir tek sizin “biricik an”ınız…

4 Mart 2016 Cuma

"Müzeler Kültürü ve Hukuk" konuşacağız!..

"Çanakkale Müzeler Buluşması” başlıyor!..

Müzeler Kültürü, Hukuk ve özellikle Telif Hukuku üzerine konuşacağımız sempozyum 5-6 Mart 2016 tarihlerinde, Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi Toplantı Salonu'nda gerçekleşecek. 

Kitle kültürünün gözde iletişim araçlarından ve gündelik yaşantı ile kültürün buluştuğu sosyal platformlardan Müzelerle ilgili olarak düzenlenen bu sempozyumda Türkiye’de Müzeciliğin Yasal Yapısı, Sanat Eserleri ve Kültür Varlıklarının Genel Çerçevesi, Eser Kavramı ve Eser Sahiplerine İlişkin Hukuki Düzenlemeleri, örnekleriyle birlikte anlatmaya çalışacağım.  




“Çanakkale Müzeler Buluşması”, Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin kuruluşundan [06 Mart 2009] bu yana her yıl çeşitli etkinlikler çerçevesinde düzenli olarak yapılıyor. Buluşmanın bu seneki teması:" Müzeler ve Müzecilik Çalışmalarında Telif Hakları.”


Buluşma ile, Müzecilik ve Telif Hakları hususunda mevcut mevzuat incelemesi ve mesleki deneyimlerin paylaşılması,  müzakereler sonucu genel durumun hukuki tespiti ve öneriler getirilmesi hedefleniyor.
Güzel geçsin!.. İyilikler... 





6 Ocak 2014 Pazartesi

Sanat Hukukunda Kavrayış, Politika ve Hakkaniyet


 
Yekta Kopan'ın Milliyet Sanat'taki Noktalı Virgül köşesine,  ülkemizde Sanat Hukuku hakkındaki mektubumla geçtiğimiz yılın kasım ayında konuk olmuştum.
 
 
 
Mektubun tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.
 
 

              Sanat Hukukunda Kavrayış, Politika ve Hakkaniyet

 
Eser sahibinin haklarının ihlal edilmemesi, sanat kurumları ve taraflar açısından bir itibar meselesi olduğu kadar hukuki bir mesele. Sanat Hukukuna bakış ile hukuka genel bakış farklı yönlere düşmüyor. Hukukta hakkaniyete, hak aramaya, hakkını vermeye nasıl bakıyorsanız Sanat Hukukunda da bu böyle. Ama genel hukuk kurallarından ve Ticaret Hukukundan çok farklı, teknik, özel kurallarla…

Öncelikle sanat sektörü açısından kavrayış ve yasalar açısından politika gerekiyor.

KAVRAYIŞ: Konu sanatsa sıradan bir ticaret metasından ve anlayışından söz edilemez. Hâlâ kendi deyimiyle parasını verdiği anda şarkının, kitabın, video klibin, resmin vd. tüm sanat eserlerinin kayıtsız şartsız, tüm haklarıyla birlikte kendisine “ait” olduğunu sananlar var,  bu algı değişmeli. Çünkü sanatçının ve mirasçılarının mali ve manevi hakları, yasa gereği devam etmekte. Aralarında yapılan sözleşme ile mali hakların bir bölümü, o da sıralamak suretiyle yazıldığı takdirde geçerli olmak üzere, devredilebilir. İsmin belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını men etmek gibi manevi hakların devri ise yasal olarak mümkün değil. Yasa, eser sahibini korumakta ve boşluk halinde eser sahibi lehine yoruma gidilmesi gerekmekte.

POLİTİKA: Anayasa m. 64’te yer alan “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur,” ifadesi ise yeterli değil, eser sahiplerinin fikri mülkiyet hakkının korunduğu açıkça yer almalı . Sanatçı sadece “korunmalı” denilerek korunamaz. Neyi koruyacaksınız? Eser sahibinin ve mirasçılarının Fikri Mülkiyet Haklarını. Nedir bu haklar? Mali ve manevi haklar. 

Size sıkı bir örnek: Daha 1952’de FSEK hazırlanırken yasada yer alan ve “Eser sahibine eserin değerinde sonradan meydana gelen (ikinci, üçüncü satışlardan sonraki) artışlardan pay talep etme hakkı veren pay ve takip hakkı”nın uygulaması ile ilgili m. 45’te “Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde” deniyordu. Peki, plastik sanatlarla ilgili pek çok kişinin “en önemli sorun” olarak belirttiği bu hususa ilişkin kararname ne zaman mı çıkarıldı? 2010’da… İşte böyle olmamalı. Uygulamasını sorarsanız, hak kullanılmayı bekliyor, aranmayı bekliyor, emsal bekliyor. Daha da önemlisi daha dava açılmadan ressama, heykeltıraşa bu hakkın ayrılarak teslimini bekliyor.

YA ESER SAHİBİ, SANATÇI? Bu noktada, önemli olan hakların aranması. Genel hukuk kurallarına göre hakkınızı nasıl aramalıysanız, aynı anlayış Sanat Hukuku için de geçerli.

Peki hak aranıyor mu? Haklar bilinmiyor ki… Meslek birlikleri, gruplar, platformlar yolu ile bilinçlenmenin adım adım sağlanması ve var olan hakların kullanılması gerek. Sanat eseri, sıradan bir ticaret unsuru olamaz, değildir dedik. Nitelim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun en önemli maddelerinden biri de mali hakların ihlali halinde verilen zararda rayiç değerin 3 katı tazminat istenebilmesi hususu. Yakın zamanda yürüttüğüm bir davada, daha davanın başında, çok detaylı hazırladığımız bir dilekçeyi takiben, karşı taraftaki müzik şirketi haksız olduklarını anlayarak eser sahibinin hakkını teslim etmek istediklerini bildirdiler, sonuçta uzlaştık. Peki bu nasıl oldu? Dava açarak oldu, ancak dava açarak…  Sanat sektörünün yasa yönünden özelliği teknik ve detaylı bir alan olması ise, kamuya yansıması açısından özelliği ise itibar üzerine kurulu olması ya da olması gerekliliği.

Eser sahiplerinin üzerinde durması gereken ise iki husus var: Birincisi, aynı önleyici hekimlikte olduğu gibi bir sözleşmeyi imzalamadan önce mutlaka (mümkünse bu konuda uzmanlaşmayı seçmiş) bir hukuk danışmanına, avukata başvurmak ve böylelikle iradesi dışında bir hususa imza atmadığından ve yasal haklarının korunduğundan emin olmak, ikincisi de hakkı ihlal edilirse ve şartları gerçekleşmişse mutlaka dava açmak. Çünkü Sanat Hukukundaki mücadele sadece o kişinin mücadelesi değil. Gerek kulaktan kulağa dolaşarak sektörde örnek oluşturuyor ve tarafları doğru harekete motive ediyor, gerek davanın sonuna dek gidildiği takdirde Yargıtay’dan gelecek emsal kararla sonrasında aynı sorunu yaşayanlara fayda sağlanıyor. Bu, sinema, plastik sanatlar, müzik ve diğer  tüm sanat alanları için geçerli.

Sonuçta Sanat Hukuku incelikli, detaylı, hassas bir konu.  Devlet politikası ve sektörün duruşu sağlam, belirleyici olmalı.

Ve bunların hepsi sanat, hukuk, hak ve itibar meselesi...

 Pınar Sönmez - Kasım 2013

13 Kasım 2013 Çarşamba

Sanat Eserlerinde Sahtecilik: Adli Bilimler Sempozyumu'nda, Cer Modern'de konuşacağız



MoMA’nın eski yöneticisi Thomas Hoving, "Sanat piyasasının en üst segmentinin tahminen %40’a varan oranda sahte eserlerden oluştuğunu," söylüyor. %40!
X.Adli Bilimler Sempozyumu 14-16 Kasım 2013 tarihleri arasında Ankara Cer Modern'de yapılacak.
Bu sene sempozyumun konusu, "Adli Bilimler ve Sanat."

15 Kasım 2013 tarihinde de Sanat Eserlerinde Sahtecilik'i konuşacağız.

13:30 – 15:00
SANAT ESERLERİNDE SAHTECİLİK

Oturum Başkanları:

Prof. Dr. Erdem Özkara (9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD)
Prof. Dr. Kemal Özmen (Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı)

Konuşmacılar:
Prof. Dr. Hüsnü Dökak (Hacettepe Üniversitesi Sanat Müzesi Müdürü)
Prof. Dr. Sacit Pekak (Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı)
Av. Pınar Sönmez (Fikri Mülkiyet ve Sanat Hukuku)
Özgen Acar (Gazeteci) Raffi Portakal (Antika Sanat Eseri Uzmanı)

Programın tamamı burada:

http://www.adlibilimlersempozyumu.com/program.html

Sempozyumu hazırlayanlara şimdiden teşekkür ederim, ne kadar sıkı çalışma içinde oldukları her adımlarından belli.
Ellerine, akıllarına sağlık...

11 Kasım 2013 Pazartesi

Yekta Kopan'ın Yazısına Mektubumla Misafir Oldum, Milliyet Sanat'ta



“Sanat Hukuku hakkında ne biliyoruz?”

Yekta Kopan, Milliyet Sanat’ın eylül sayısında, Noktalı Virgül köşesinde bu kritik soruya yer vermişti. Kutluğ Ataman'ın yaşadığını belirttiği Arter deneyimine ters bir hukuki deneyimimi blogumda dile getirmiştim. 
http://pinarsonmez.blogspot.com/2013/08/arterin-koc-vakfnn-sanat-hukukuna.html

Kopan'ın önemseyerek eylül yazısına aldığı  satırların ardından bu başlıktan gitmekte fayda olduğu kanısı gelişti.
Bu nedenle, ülkemizde Sanat Hukukunun başlıkları üzerinden bir yazı kaleme aldım.

"Sanat Hukukuna bakış ile hukuka bakış farklı yönlere düşmüyor. Hukukta hakkaniyete, hak aramaya, hakkını vermeye nasıl bakıyorsanız Sanat Hukukunda da bu böyle..."

Söz konusu mektupta
devlet politikası,
sanat piyasalarının hak ve hukuku kavrayışı,
sanatçının hak arama iradesi başlıklarından yola çıktım.

Bu önemli ve fazla el değmemiş konuya ilgisinden dolayı Yekta Kopan’a teşekkürler.

Dediği gibi, “Öncelikle bir bilgilenme ve bilinçlenme döneminden geçmek zorundayız.”

1952'de yürürlüğe giren kanunda öngörülen kararnamenin 2010'da çıktığı bir ülke... 
Faturalandırma ve belgelendirme sorunları yüzünden aranamayan haklar...
Fikri mülkiyete konu mali hakların ihlali halinde rayiç değerin 3 katı oranında alınabilecek maddi tazminatın bilinmemesi...

Bu ay Milliyet Sanat’ta, Yekta Kopan’ın Noktalı Virgül sayfalarında…
'Sanatçı "korunmalı" denilerek korunamaz.'







13 Ağustos 2013 Salı

Arter'in (Koç Vakfı'nın) Sanat Hukukuna yaklaşımının tarafı ve tanığı olarak..

Kutluğ Ataman ile yapılan söyleşiyi okudum bu sabah.

Arter'in saygınlığı ile ilgili satırlara geldiğimde ise bir durdum.

Hemen belirtmek isterim ki, "Arter'in saygınlığını kaybettiği" bahsi ve benim deneyimim birbiriyle tamamen tezat.

Deneyimdir, işarettir, paylaşmak gerekir.

http://haber.stargazete.com/magazin/sanat-camiasindaki-ergenekona-artik-uyanin/haber-780844

Yakın zamanda ülkenin en önemli sanatçılarından biriyle Arter arasında yapılacak bir "eser alım sözleşmesi"ni "sanatçının hakları" açısından ve Sanat Hukuku danışmanı olarak inceledim, çeşitli hukuki önerilerde bulundum. Genelde sözleşmeler taraflar arasında gider, gelir. Arter ise karşı duruşsuz, bu eserle ilgili hukuki öneri ve taleplerin tamamını kabul etti.

Üstelik yetkililer, sözleşme maddeleri için "doğru, tam da böyle olmalı," dediler.

Arter, benim deneyimimde sanata, sanatçının haklarına karşı olumlu ve örnek bir tavır sergiledi.
Sanat Hukuku için önemli bir eğilim, ciddi bir duruş...

Hem de onca sanat kurumunun Sanat Hukukunu kavrayışsızlığı arasında...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...