Metro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2012 Çarşamba

METRO GÜNLÜKLERİ ll - CLAIRE DANES'LE YERALTINDA ZİHİN ZIPLAYIŞLARI


Metroda treni kaçırınca, zihnimle bilgisayarımın ortak alanındaki Claire Danes fotoğrafı neden gözümün önünde beliriverdi? 

Adım adım gidelim.
1-Trenin gideceğini gördüğüm halde hızlanmadım.
2-Adımımı atmama üç adımlık mesafe kalmışken treni kaçırdım.
3-Koridor boyunca yürürken yanımdaki demir banka oturmuş, elindeki kağıtları tek tek okuyan kadına baktım.
4-Ona bakınca aklıma Claire Danes geldi.
5-Aslında ona bakınca akla gelen  Claire değil, Claire’in bilgisayarımdaki fotoğrafıydı. Bu durumda, fotoğraf bilgisayara olduğu kadar beynime de kaydolmuştu. Aynı sandaletten bende de olduğu içindir belki. Öyle çok kayıp düştüm ki o sandaletle…
6-Sonuçta zihnimin makineleşmesine ve sevgili bilgisayarıyla kullandığı ortak alana sevecenlikle baktım.
 


İşte bu demir bankta oturuyoruz.
Yeraltında geçen zaman vakit kaybı gibi gelmiyor nedense. O kısa sürede seçim yapabildiğim ve bunu uygulayabildiğim için belki. Okumak, yazmak, dinlemek ya da sadece bakmak...
Yalıtılmışlığın getirdiği konsantrasyonun kıymetini bilirim. Odaklanan insanın o müthiş dinginliği ve kendini yitirmişliği, daima ilginç, esrarengiz ve tutku doludur.

Bu fotoğrafta da Claire Danes tüm dikkatini elindeki kağıtlara vermiş. Herkes elindeki kağıtlara gömülmüş. Ben, Claire ve bekleyen kadın.

Bu gözlem ve peşi sıra gelen imgeler, çağrışımlar da işte, yalıtılmışlığın getirdiği odaklanma sayesinde. Ey bekleyen kadın, makineleşmiş maceracı hafızamın eğlenceli hareketi sayesinde, Claire Danes'le birlikte Pınar'ın Çağrışımlar Kulübü'nün ortak üyelerisiniz.
İşte tren de geldi. Hepimiz kalkıyoruz; ben, Claire, bekleyen kadın. Zihnimde bu gerçekleşmeyen görüntü ve hatta hikayeyle… Ellerimizde kağıtlar, bilgisayarlarımızda ve zihnimizde fotoğraflarla…
Sandalet mi? O yaşamıyor artık. Beni düşürmenin bedelini hayatıyla ödedi.

14 Ocak 2012 Cumartesi

METRO GÜNLÜKLERİ l

Metroda, yürüyen yoldayım. Hem ben, hem yol yürürken yandaki duvarda Johnnie Walker’ın ilanını görüyorum: Keep walking.
Reklamda da, sanatta da ‘kısa’nın vurucu etkisini göstermiyor mu bu örnek?

İyi bir buluş karşısında duyduğum takdir ve beğeni ile beynimde bir gülümseme nöronu hareketleniyor, belki yüzümde bile.
On sene önce staj yaptığım Şişhane’deki ofise şimdi başka bir pozisyonda gidiyorum.
Lego kutusuna benzeyen hayatı döküyorum metro yollarına.
Parçaların değişmesiyle başka başka formlar çıkıyor ortaya...
Duvar boyunca İstanbul’un eski zamanlardaki ulaşım araçlarının bir dolu fotoğrafı asılı.
En çok hangisini beğeniyorum? İşte bu.

 
‘Vapur iskelesinin çıkışında bekleyen fayton.’ En çok bu hoşuma gidiyor.
Vapur da var, fayton da…
Ama artık bu kompozisyon yok İstanbul’da. Kimseyi vapurdan indiğinde fayton beklemiyor.
Geçmişin masala dönen gerçeğine bakıyorum.
İlandaki gibi belki… Yürümeye devam…
Daha önce bir arada olan öğeler ayrışıyor, legolar dağılıyor, yaşam evriliyor.
Şişhane’ye çıkarken bunu düşünüyorum. Onca zaman sonra Şişhane’nin nasıl baş döndürücü bir hızla değişmiş olduğunu…
Şişhane farklı, ben farklı… fayton farklı, vapur farklı…
Ya da…
Şişhane aynı, ben aynı… fayton aynı, vapur aynı…
Nereden bakarsanız…
Netlik aynı, yorum farklı.
keep walking, keep walking..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...