hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2026 Perşembe

İşte Hakemli Dergide Yeni Makalem; Kültürel Diplomasi ve Hukuk Vizyonu: Adalet, Yaratıcılık ve Hakikat

Çok mutluyum! Hakemli Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi'nde yayımlanan "Kültürel Diplomasi ve Hukuk Vizyonu: Adalet, Yaratıcılık ve Hakikat / Cultural Diplomacy and Legal Vision: Justice, Creativity and Truth" ile, alanında bu ilk makale Hukuk, Diplomasi, Akademi, Fikrî Mülkiyet, Kültür Endüstrisi camiasına ve literatürüne hayırlı olsun, iyi okumalar :)
"Bir ideal ve iddia merceğiyle, fikrî mülkiyet koruması, yaratıcılığın geleceği değiştirme nefesidir, güzel dünya dileğinin rasyonel tezahürüdür." PS
"Kültürel diplomasinin gücü, sözleşmeden hukukî teminata uzanan süreçte adaletin gerçekten tesis edildiğine duyulan güvenle ilerler." PS
"Bilgiyi teoriden pratiğe taşıyor, pratiği teoriyle bütünlüyoruz. Araştırma, bulgu ve yargı kararlarını bu süreçte uyguluyoruz. Sonuç olarak, yeni normlar sistemini birlikte oluşturuyor ve biçimlendiriyoruz. Adalete ilişkin her alandaki akılcıl yönetim ve sürekli kalkınma arasındaki doğrusal ilişki daima göz önünde bulundurulmalıdır. Orijinalite değerin ta kendisidir. Ekonomik, siyasal, hukuki, sosyal ideal, iddia ve ilerleme; kültürel diplomasinin kalbi fikrî mülkiyet ve adaletle atmaktadır." PS
Kültürel Diplomasi ve Hukuk Vizyonu: Adalet, Yaratıcılık ve Hakikat ile iyi okumalar :)

6 Ocak 2014 Pazartesi

Sanat Hukukunda Kavrayış, Politika ve Hakkaniyet


 
Yekta Kopan'ın Milliyet Sanat'taki Noktalı Virgül köşesine,  ülkemizde Sanat Hukuku hakkındaki mektubumla geçtiğimiz yılın kasım ayında konuk olmuştum.
 
 
 
Mektubun tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.
 
 

              Sanat Hukukunda Kavrayış, Politika ve Hakkaniyet

 
Eser sahibinin haklarının ihlal edilmemesi, sanat kurumları ve taraflar açısından bir itibar meselesi olduğu kadar hukuki bir mesele. Sanat Hukukuna bakış ile hukuka genel bakış farklı yönlere düşmüyor. Hukukta hakkaniyete, hak aramaya, hakkını vermeye nasıl bakıyorsanız Sanat Hukukunda da bu böyle. Ama genel hukuk kurallarından ve Ticaret Hukukundan çok farklı, teknik, özel kurallarla…

Öncelikle sanat sektörü açısından kavrayış ve yasalar açısından politika gerekiyor.

KAVRAYIŞ: Konu sanatsa sıradan bir ticaret metasından ve anlayışından söz edilemez. Hâlâ kendi deyimiyle parasını verdiği anda şarkının, kitabın, video klibin, resmin vd. tüm sanat eserlerinin kayıtsız şartsız, tüm haklarıyla birlikte kendisine “ait” olduğunu sananlar var,  bu algı değişmeli. Çünkü sanatçının ve mirasçılarının mali ve manevi hakları, yasa gereği devam etmekte. Aralarında yapılan sözleşme ile mali hakların bir bölümü, o da sıralamak suretiyle yazıldığı takdirde geçerli olmak üzere, devredilebilir. İsmin belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını men etmek gibi manevi hakların devri ise yasal olarak mümkün değil. Yasa, eser sahibini korumakta ve boşluk halinde eser sahibi lehine yoruma gidilmesi gerekmekte.

POLİTİKA: Anayasa m. 64’te yer alan “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur,” ifadesi ise yeterli değil, eser sahiplerinin fikri mülkiyet hakkının korunduğu açıkça yer almalı . Sanatçı sadece “korunmalı” denilerek korunamaz. Neyi koruyacaksınız? Eser sahibinin ve mirasçılarının Fikri Mülkiyet Haklarını. Nedir bu haklar? Mali ve manevi haklar. 

Size sıkı bir örnek: Daha 1952’de FSEK hazırlanırken yasada yer alan ve “Eser sahibine eserin değerinde sonradan meydana gelen (ikinci, üçüncü satışlardan sonraki) artışlardan pay talep etme hakkı veren pay ve takip hakkı”nın uygulaması ile ilgili m. 45’te “Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde” deniyordu. Peki, plastik sanatlarla ilgili pek çok kişinin “en önemli sorun” olarak belirttiği bu hususa ilişkin kararname ne zaman mı çıkarıldı? 2010’da… İşte böyle olmamalı. Uygulamasını sorarsanız, hak kullanılmayı bekliyor, aranmayı bekliyor, emsal bekliyor. Daha da önemlisi daha dava açılmadan ressama, heykeltıraşa bu hakkın ayrılarak teslimini bekliyor.

YA ESER SAHİBİ, SANATÇI? Bu noktada, önemli olan hakların aranması. Genel hukuk kurallarına göre hakkınızı nasıl aramalıysanız, aynı anlayış Sanat Hukuku için de geçerli.

Peki hak aranıyor mu? Haklar bilinmiyor ki… Meslek birlikleri, gruplar, platformlar yolu ile bilinçlenmenin adım adım sağlanması ve var olan hakların kullanılması gerek. Sanat eseri, sıradan bir ticaret unsuru olamaz, değildir dedik. Nitelim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun en önemli maddelerinden biri de mali hakların ihlali halinde verilen zararda rayiç değerin 3 katı tazminat istenebilmesi hususu. Yakın zamanda yürüttüğüm bir davada, daha davanın başında, çok detaylı hazırladığımız bir dilekçeyi takiben, karşı taraftaki müzik şirketi haksız olduklarını anlayarak eser sahibinin hakkını teslim etmek istediklerini bildirdiler, sonuçta uzlaştık. Peki bu nasıl oldu? Dava açarak oldu, ancak dava açarak…  Sanat sektörünün yasa yönünden özelliği teknik ve detaylı bir alan olması ise, kamuya yansıması açısından özelliği ise itibar üzerine kurulu olması ya da olması gerekliliği.

Eser sahiplerinin üzerinde durması gereken ise iki husus var: Birincisi, aynı önleyici hekimlikte olduğu gibi bir sözleşmeyi imzalamadan önce mutlaka (mümkünse bu konuda uzmanlaşmayı seçmiş) bir hukuk danışmanına, avukata başvurmak ve böylelikle iradesi dışında bir hususa imza atmadığından ve yasal haklarının korunduğundan emin olmak, ikincisi de hakkı ihlal edilirse ve şartları gerçekleşmişse mutlaka dava açmak. Çünkü Sanat Hukukundaki mücadele sadece o kişinin mücadelesi değil. Gerek kulaktan kulağa dolaşarak sektörde örnek oluşturuyor ve tarafları doğru harekete motive ediyor, gerek davanın sonuna dek gidildiği takdirde Yargıtay’dan gelecek emsal kararla sonrasında aynı sorunu yaşayanlara fayda sağlanıyor. Bu, sinema, plastik sanatlar, müzik ve diğer  tüm sanat alanları için geçerli.

Sonuçta Sanat Hukuku incelikli, detaylı, hassas bir konu.  Devlet politikası ve sektörün duruşu sağlam, belirleyici olmalı.

Ve bunların hepsi sanat, hukuk, hak ve itibar meselesi...

 Pınar Sönmez - Kasım 2013

16 Mart 2012 Cuma

SİVAS VE CEZASIZ BIRAKILAN SUÇLAR TARİHİ


Annem ve babamın üzüntüleri öyle derindi ki, sanırsınız ev kararmış.
Benim üzüntümdeyse bir şaşkınlık taşı vardı. İnsanoğlunun canileşebilmesine aklım ermiyordu düpedüz.
Ben ‘nasıl olur,’ diye isyan ederken annemlerin ağzında ‘yine mi!’

Yıllar geçecekti ve ben bu toplu cinayetin sanki onlarca insan bağırmamış, yakılmamış, öldürülmemiş gibi yok sayıldığını görecektim. Üstüne üstlük bunu koca koca kitaplar okumuş, yüzlerce duruşmaya girmiş, onlarca adliye gezmiş bir hukukçu olarak görecektim. O an üzüntü nehrinin suları, adaletsizlik çağlayanından gümbür gümbür dökülecekti.

Bu süreçte, ne acı ki, insanoğlunun kötücüllüğüne tanık ola ola ‘nasıl olur’dan ‘yine mi’ye gelmiştim ben de.

Yargılama aşamalarının kat edilmesi bu kadar zor değil, yirmi yıl değil en azından, diyorduk. Gecikmişi bile olamadı, yirmi yılda bile bulamadı adalet yerini. Hayatın olağan koşullarında failleri belli, kanıtları tespit edilmiş bu büyük davanın sanıklarını yargılamak tarihi bir sorumluluktu oysa.

Kimseden bir kahramanlık istenmiyordu. Hayatın ve hukukun olağan koşullarında bu davanın zaman aşımına uğramaması gerekirdi. Böyle...

Hukuki sonuç şu: Tüm suçlamalar zaman aşımıyla birlikte ortadan kalkar.
Tarihi sonuç şu olacak: Bu sıradan bir ceza davası değil, bu bir katliam davası. Cezalandırılmamış katliam yeni katilleri doğurur, doğurmuştur da... Ne yapılmamalı, deseniz hukukta, yanıtı, bu karardır, işte bu yapılmamalıydı.
Hadi devlet aygıtının kayıtlarına bunu zaman aşımı diye yazdınız, cezasız kalan suç, suç değil midir, tarihe nasıl yazacaksınız?
Bir toplumun suç tarihinden fazlası bu, cezasız bırakılan suçlar tarihi bu.  

Öte yandan, insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına giren fiillerin zaman aşımına tabi tutulmamasının sonuçlarından biri, “kişileri bu suçları işlemekten alıkoyabilecek olması”dır.
Bu durumdan, ‘Kişileri cinayet iradesinden alıkoyabilecek bir unsur yok edilmiştir,’ sonucu çıkmıyor mu?

Unutmadan… Yeni anayasa çalışmaları devam ediyordu, değil mi? Böyle bir sapakta, yeni anayasa çalışmalarının ne anlamı kalıyor? Cidden…

Yıllar geçti.
Annem ve babam kendi evlerindeler, ben kendi evimdeyim.
Şimdi sanırsınız benim evim de kararmış.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...