sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2017 Perşembe

Nuri Bilge Ceylan'ın "Babamın Dünyası" sergisi - Odak: Atmosfer





"Hikayeden çok atmosfer odaklı bir sinema yapmayı seviyorum," diyordu bir söyleşisinde Ceylan. 
Atmosfer her fotoğrafında kendi hikayesini kendi anlatıyor. "Babamın Dünyası" fotoğraflarında gördüğüm, estetik ve duyarlılık yüklü her saniye babaya duyulan sevgiyi de soluğun ve zamanın gücünü de evrene asıveriyor. Bu durumda, "Ceylan'ın Dünyası" da oluyor sergi.
Öte yandan, sohbette en sevdiğim filmi "Bir Zamanlar Anadolu"daki savcıyı da konuşuyoruz, sanata ilişkin günlük sorunları da. Sinemasında anlatım biçiminin duruluğunu da… 




Ceylan, "Bence iyi film, belli bir estetik ve ahlaki duyarlılıkla derine işleyen bir çözümlemeyi bir araya getirebilen filmdir," diyor. İfadesi ve tanımı, fotoğrafları için olduğu kadar tüm sanat dalları için de geçerli.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Babamın Dünyası" başlıklı sergisi Dirimart Nişantaşı'da sürüyor.






8 Şubat 2015 Pazar

ALİ KAZMA SERGİSİ’NDE, ZAMAN VE GİZEM





"Saat Ustası…" Artık çalışmayan bir 18. yy. Fransız saatinin tek tek parçalarına ayrılıp tekrar birleştirilerek tamir edilişini izliyoruz. Tellerin, zillerin, küçücük aletlerin, büyüteçlerin arasına karışıyoruz. Basamak şeklindeki araçlar, sarı altın düzenekler nasırlaşmış parmakların arasında pervane gibi dönmeye başlıyor birden. Akışın saf birlikteliği… Zamanın parçalanmasından, bir araya getirilişine dek Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”sine bir dokunuyorum o anda…



Ali Kazma’nın beklediğim sergisi Zamancı/ Timemaker, Arter’de. Sanatçı, 22 video art işi ile her bir duvarda, dünyanın baş döndürücü ritmi ile geziniyor.

Çekim yaptığı mekanlara tek başına girme tercihi, işlerinin içeriği ile ne kadar uyumlu!... Bu uyum, eserlere de yansıyor. Çalışma biçimini, masasını, ritüellerini sanatçının ve işinin parçası addederiz çoğu zaman… Bu nedenle Tomris Uyar’ın, Woolf’un, Tarkovski’nin günlüklerini de önemseriz. Fotoğrafçının, ressamın, heykeltıraşın atölyesinde olduğumda fotoğrafın, resmin içine girmiş gibi hissetmem işte bu sebeptendir…

“Ali Kazma çekimlere ayırdığı zaman sona erip saatlerce uzunlukta ham kayıtla baş başa kaldığında, kaydetmiş olduğu notları yanına düşer, onları birbirinden koparır, yerlerini değiştirir; zamanı imleyen rakamlar yapıtın gizli şifreleri gibi sayfalar boyunca devam eder.” Emre Baykal’ın da katalog yazısında aktardığı bu çalışma biçimi videoları notla, kayıtla, sezgiyle bütünlüyor.


Her duvarda ayrı ayrı izlediğimiz çalışmalardan serginin sürekliliğini birebir yansıttığını düşündüğüm ve yukarıda bahsettiğim Saat Ustası’nın yanında “Kristal” ve ”Rezistans” da hep aklımda kalacak.

Yeri gelmişken söyleyeyim, Arter’in hazırladığı veya hazırlattığı katalogların kitaplığımda güzel bir yeri var. Marc Quinn için hazırlanmış “ansiklopedi” dönüp okunanlardandı, Ali Kazma’nın bu sergisi için hazırlanan “fasikül” de öyle olacak…


Ali Kazma, 2012’de Barbara Polla’nın sorularını yanıtlarken, “Dünyanın gizemine ve karmaşıklığına bir şeyler ekleyebilen sanat yapıtlarını önemsiyorum,” diyor. Ali Kazma bu sergiyle elimden tutuyor, gizem ve karmaşanın belki de en kaotik kavramıyla, zaman'la macerayı anlatıyor; önemsediklerinin yanına oturuyor.



11 Şubat 2014 Salı

İkiz imgeler ve cüretkarlık: Self Touches, Koray Erkaya Sergisi

Buradasın.
Hem yakıp kavuruyor
hem cennette ağırlıyorsun
Bensin.
(Sibel Baykam'ın Self Touches katalog yazısından)


Kapısında kırmızı neon harflerle Self Touches yazan ve loş ışık altında siyah kadife perdelerin arasından geçilerek gezilmeye başlanan bir sergi düşünün...

 
Capcanlı, modern görsel zincir, Koray Erkaya dokunuşuyla cüretkar, davetkar çağrışımlara dönüşmüş.
Bu bakış, serginin Sibel Baykam imzalı katalog yazısında da hissettiriyor kendini: "İkirciklendiren, ne taraftan ele alsak farklı bir anlam yüküyle yansıyan, iç gıcıklayan ve dahi, fotoğraflarla tanışınca modelden mi, izleyiciden mi bahis açtığı pek de kestirilemeyen bir başlık."


Koray Erkaya'nın Self Touches sergisi 23 Şubat'a dek Piramid Sanat'ta.
"An'ın içinden geçip ikiz imgelerle objektife yansıyanlar."

25 Ocak 2014 Cumartesi

Bir Küresel Döngü, Mürüvvet Türkyılmaz Sergisi


Mürüvvet Türkyılmaz’ın “bilinmeyen bölge, gittiği yere kadar” adlı sergisi 16 Şubat'a dek Depo’da.

Sanatçının üç yıl aradan sonraki ilk sergisi molanın patlamaya neden olduğunu, sıkışan havanın nasıl taze soluklar sağladığını gösteriyor…  

Sevgili Mürüvvet, açılış gecesinde kendi yarattığı, pek de eşi olmayan bir seçimle sergi alanında yer almadı, dışarıdaydı. Tophane’nin ara sokağında, Depo’nun önünde ve Açık Radyo’nun yanında bir yandan sohbete durup, bir yandan hani neredeyse “bilinmeyen bölge”ye elleriyle bıraktı bizi.

Tam da onun arzu ettiği gibi yalnız ve sükunetle sergiyi gezme, çağrışımlara kapılma ve etkinin işlemesi şansı kalbimi ve zihnimi açtı.



Girişteki 'Sırlar Odası’nda bir tam gün kalmak geldi içimden. Orada, elimde kağıt kalem, her bir formun beni götürdüğü yere manevi bir koşu isteği...  



“Dünyayı Elinde Tutan Çocuk”, zihnin “hep hatırlanacaklar çekmecesi”nde… Şeffaf branda üzerine düşmüş bir büyü bu...




 

Hemen söyleyeyim, Mürüvvet makine üzerinde çalışırken, hazırlık aşamasında meraktaydım. Nasıl bir makine olacak, nereye yerleştirilecek, izleği ne? Makineyi gördüğümde önceden bahsi geçen ve tanışmak istediğim biriyle sonunda tanışmış gibi hissettim. “gittiği yere kadar”ın kolona her teğet geçişinde, algıma bir şans, zaman ve olasılık bakışı saplandı. Bireysel ya da kollektif, gidilen yerin bir yandan da döngünün parçası oluşu elimden tuttu, beni içine çekti . Empati , felsefi örüntü ve insancıllık adına, hatta bazen bireyin isteklerini göz ardı etme pahasına baktığımız küresel bakışı sezdim kolona teğet geçen "gittiği yere kadar"da.
Hem de birbirinden çok farklı malzeme ve açılımlar yine bu küresellikte biçimleniyor ve bütünleniyorken...




Ve doğru, Şeffaf Çadır'a  bir şey yazmamak için zor tuttum kendimi.
Zaten katılım istiyor sanatçı, koşa koşa gitmeni ve senin de bu etkiyle yazmanı-yapmanı-eylemini.  Bu etki altndalıkla kendisini tebrik ederken "coşuyorum", dedim, "bana yaz de, hatırlat, yazmamı bekle."

Ertesi sabah uyandığımda Mürüvvet'ten bir mesaj vardı telefonumda.
Gece 2.30 - “işte böyle, yazmak gerek arkadaşım...”



 

3 Ekim 2012 Çarşamba

Bahadır Baruter Sergisi'nde... Ateşe Yakın Olanların Gözleri...

X-Ist’in yenilenmiş salonunda, ciddi bir kalabalıkla birlikte sergiyi gezerken Baruter’in gülen, kocaman, yeşil gözlerini seçiyorum. “Resimler için söyleyeceğim ilk şey, çok, çok farklı olduğu” diyorum ona, “işte duymak istediğim buydu,” diyor. Heyecanında haklı. Hem fikir, hem uygulama başka bir dünyadan. Matisse, “Resmetmek, bir düşünceyi çizgi içine almaktır,” diyor.  Belli ki, Baruter’in de önce kafasında bitmiş bu resimler...


Murathan Mungan, Kibrit Çöpleri’nde, “Dünyanın bütün hikayeleri aile yaralarıdır. Orada başlar, orada gelişir, oraya dönerler. Birikmiş ev içi kinleri, mutsuzluk fazlası, kirli sırlar, açık ya da örtük şiddet, aşırı sevginin yaraladığı benlikler, istenmezlikler, yetmezlikler, erken kayıplar, öksüzlüğün, yetimliğin, üveyliğin saymakla köpüren, köpürdükçe birbirine benzeyen nedenleri… Mutlu ya da mutsuz bütün sonlar kaçınılmazdır, “ diyor. Bu sergiye ne kadar yakın duran sözler… “Senin Ailen Bir Yalan Yavrum” aynı ismi gibi öyküsü olan, hikayesi çarpıcı bir grup dijital resimden oluşuyor.
Baruter’in resimlerinde karanlık, az tonlu, birbirine benzeyen, neredeyse ürkütücü bir atmosferde gotik kahramanlar gözlerinizin içine bakıyorlar.
Her birinde farklı bir öykü ve renk detayı var. İşte "O Akşam Yemeği" ve resimdeki tek canlı rengin çocuğun kırmızı tırnaklarının manidarlığı...



Ve benim favorim, Uzun Bir Gece. Küçük ayaklarını masumca ve mazlumca bir araya getirmiş, boynunu bükmek zorunda kalan kadın...


Hatırlarsınız, Mine Söğüt’ün leziz “Deli Kadın Hikayeleri” ile Baruter’in resimleri buluşmuştu ve eşine az rastlanır bir örtüşme gerçekleşmişti. Söğüt’ün öyküleriyle bu kadar iyi örtüşecek başka bir resim grubu da düşünemiyorum. Büyük bir birliktelik, bir araya gelişti.
Söğüt'ün kitaptaki öykülerinden birinin adı da “İçinde Ateşe Yakın Bir Şey Olan Kadın”dı; işte Baruter'inkiler de içlerinde ateşe yakın olanların soluk alışlarını izlediğimiz muazzam dünyalar...


6 Temmuz 2012 Cuma

MERCAN DEDE, CARLITO DALCEGGIO ve REVOLUTION REVELATION

            Haberiniz olsun. Sergi ilgi üzerine 1 Eylül - 5 Ekim tarihleri arasına uzatılmış.





"Sevgili Yolcu,

Birbirinden aldığı ilhamla sanatlarını, birlikte yaşanan mucizevi seyahatlerin yoldaşlığı ile dostluklarını paylaşan iki kendi halindeki insanın kalp kalbe verip yarattıkları Özgür Ruhlar Sarayı'na hoş geldiniz."


Mercan Dede (Arkın) ve Carlito Dalceggio, Borusan Müzik Evi'ndeki sergilerinde böyle buyur ediyorlar.
Daha kapıdan girdiğiniz anda alışık olduğunuz stabil ve steril sergilerden çok başka bir dünyada olduğunuzu anlıyorsunuz. Perdelerin arkasına geçmenizle birlikte rengarenk, sarsıcı, cazip, gel gel diyen bir atmosfer. Çoğu sergide gördüğünüz minimalliğin tam tersi, bir cümbüştür gidiyor. Kara bir orman içinde büyülü bir çiçek bahçesine benziyor sergi alanları. Duvarlardan fışkıran renkler, kelebekler, ortada üzeri rengarenk tüylerle kaplı güleryüzlü Buda... Hiçbir boş nokta yok. İç yükseliş duvarlara, tuvallere, kartondan evlere yansımış. Göz, kulak, ten hiçbir şey durmuyor. Hareket esas.


İkinci kat ise Özgür Ruhlar Sarayı'nın doğduğu yer. Benim gibi çalışma odası delileri için unutulmayacak bir mecra. Sergideki tüm eserlerin yaratıldığı yer burası. Uzun uzun her ayrıntıya dalarak izlemek istiyorsunuz. Sabit bir mekan bir karnavala dönmüş her bir parça gözünüzün önünden geçiyor. Sergide eserler kadar dikkat çekici ve fikrinizi esir alan bir rüya alemi. Başladıkları ve bıraktıkları gibi...


Üçüncü katta ise devasa bir Buda ve içine girdiğiniz kartondan evlerle yine kendinden geçiş... Karnaval geçidi yapılıyor, biz izliyoruz.  Neredeyse ortadaki Buda bile ayağa kalkıp yürüyecek...


Bunca sabit eserin coşkulu karnavalı Borusan Müzik Evi'nde devam ediyor. Mercan Dede'nin seslerine yakın, onunla örtüşen bir demet.
Ve çağrıları...


EY ARAYAN

UYAN!!! YAŞLI BİLGELİĞİ ÖP
HAYALLERİNİ KUCAKLA-BIRAK KENDİNİ RUHLARA
BOŞALT HAFIZANI
KURTUL GEÇMİŞİNDEN VE GELECEĞİNDEN
AÇ GÖZLERİNİ, RUHUNU AÇ
YAN YAN YAN
AÇ KANATLARINI KALBİNİN ATEŞİNE
ZEHRİ İÇ, TAT AB-I HAYATI
PANZEHİR OL
KENDİ GÖLGENİ CEZBET
KÖRLEŞ KENDİ IŞIĞINDA
AÇ BÜTÜN KAPILARI, ANAHTARLARI YUT
YENİLMEZLİĞİN DAVULUNU ÇAL,
ÇEVİR KADERİ TERSİNE

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...