27 Şubat 2018 Salı

UZAYAN ZAMAN, SONSUZUN SESİ



Kare Sanat’ta süren “İmgesel Zaman” adlı güzel sergi, pek çok sanatçı arkadaşımın eserlerini bir arada izleme şansı yarattı bana. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Murat Germen’in, Ali Alışır’ın, Semih Zeki’nin, Hayal İncedoğan’ın ve daha pek çok ismin işler,  hem sanatçıların bireysel dönemlerinin hem de aynı döneme ait kolektif düşüncelerin değerlendirilmesi açısından dikkat çekici. (Küratör: Denizhan Özer)


Hayal İncedoğan’ın, ilk gösterimi Pera Palas’ın Galata Salonu’nda yapılan, çok sevdiğim video-art işi de bu sergide yer alıyor. Bu vesile ile İncedoğan'ın “Sonsuzun Sesi" adlı sergisi üzerine Art Unlimited’a yazdıklarımı aktarıyorum. Üstelik o güzel sergiden şahane bir Hayal İncedoğan yapıtı artık evimdeyken… Evet, sanatın daimi mutluluğu bu!.. 
İşte o yazı: 

UZAYAN ZAMAN, SONSUZUN SESİ


Benim için kıymetli bir an ve cümledir. “Bu sergi bende yazma isteği uyandırdı.”
Hayal İncedoğan’ın gördüğüm ilk sergisi Leylak Şarabı Vol.1’i gezdiğim ânı unutmam. Renkten sese, sunumdan etkiye… Çıktığımda, içime özgürlük rüzgârı gibi vuran yazma isteğini de. Zira, içtenlikli ve farklı malzemelerin kullanıldığı eserler, muhatabına özgürlüğü yaşatır.
Hayal İncedoğan’ın Sonsuzun Sesi adlı sergisinde de bu özgürlük alanını yaratmaya vurgu ve bağımsız bir hikaye yazma pratiği sürüyor. Düşle karışan gerçekliğe, farklılığın peşinden gidiş eşlik ediyor.
Ender rastlanacak kendinden emin ve özgür bir romantizm. Edip Cansever, “Zamanlar uzayıp zamanlar kısabilir,” der şiirinde. Belli ki Leylak Şarabı Vol 1. in etkisi de böylelikle uzuyor. Uzanan el, kendini sanatın ve zamanın arzulanan taze sorularına savuruyor. Tek bir zamanın, tek bir kanat çırpışın yankısı ileyiz. Hem Leylak Şarabı Vol. 2’nin müjdesini alıyor, hem de Sonsuzun Sesi’nin yeni bir kanada yüklenmesini bekliyoruz. Zaman, kanatlarda uzuyor.
İncedoğan’ın, Pera Palace’ta açılacak son sergisi için yola çıktığımda ilk aklıma gelen, bu tarihî otelin edebiyatla ilişkisi idi. Pera Palace, gücünü ve zarafetini mimarisi kadar tarihi ve edebiyatçı misafirlerinden de alıyor. Sanatçıyla ortak adalarımızdan Virginia Woolf gelseydi aynı Agahta Christie gibi, Hemingway gibi burada kalırdı sanırım. 
Pera Palace’te çınlayan kanat sesini takip ediyorum. 
Yaşantıma olduğu kadar yazıma da giren Galata, Pera Palace’ta -2’deki salona da adını vermiş. Büyük aynaların, 120 yılın, günlerin, ruhun, tarihi asansörün yanından, aynı Galata’nın masalsı dehlizlerinde ilerler gibi sergiye adım atıyorum. 
Döneminizin sanatçısını takibin güzelliği, birlikte yaşama haline işaret etmesi, kolektif bir üretimin yolunu açıp aynı zamanda kendi kişisel değerlerinizin birbirine dokunduğunu görmek, iletişim ve etkileşimi farklı disiplinlere yönelterek mânâyı çeşitlendirmek. Ve elbette hazinenin ta kendisi, yeni soruların yolunu açmak. 
Kalbi en hızlı atan ve en hızlı kanat çırpan sinekkuşlarının desenleri, zaman ve mesafeye yönelik çağrışımları diliyor diyebilir miyiz? Sonsuzluğu içine akıtmak mümkünse de sanırım akla gelen doğadaki ilk karşılık uçmak, gökyüzü, kuşlar ve deniz…  
Özgürlüğün ve özgürleşmenin soluğu deyince, uzun zamanlı Proust okumalarına, Antonioni’nin La Nottesi’ne, Dave Coltrane’in müziğine yuvarlanıyor zihnim… Özen, şeffaflık, tazelik hemen çarpıyor izleyicisini. İncedoğan’ın çok sevdiği ortak yazarlarımız Woolf, Tanpınar, Sabahattin Ali’nin de yarattıkları duru dünyayla, edebiyat bulutuyla.
Peki bir an nasıl yaşar, diğer bir âna ve ötesine nasıl kanat çırpar? Sanatla, bilgiyle, üretim, aktarım, paylaşımla diyorsak bir sanat eseri yaratır gibi yaşadığımız güne de dönüyor yüzümüz. Sanatın yaptığı en iyi yaratım bir insana “günebakan” olma fırsatı vermek belki de. 
Bu etki ve etkinin süregidişi… Ve sonsuzluk, zamana yayıldığı kadar kendi içimizde de sürer gider. Ortadaki masada yer alan ve dijital ortamda yaratılmış sinekkuşunun hem kanat çırpmakla varlığını gerçekleştirmesi, hem hapis olması, hem de bir an ekrandan uçup çıkarak hürlüğünü göstermesi Pera masalının katmanları. 
Sonsuzluk nasıl bir çağrışım yaratıyor İncedoğan’da?  Hem bağımsızlık, hem geçicilik. Sade, ama uçarı; bazen paravan arkasına geçip bazen detaylı bir siyah beyaz hüznü izleyiş. İki boyutun duygusal, içselleştirmeye açık, ama mesafeli duruşuyla. 
Çabuk, hareketli ve aynı zamanda kendinden emin bir şimdiki zaman mı sonsuzluk? Güzergah, bağımsızlık temelli bir mânâ yorumuna açıyor kapılarını. Aynı, Galata salonunun kapılarının açılışı gibi… Aynı az ilerideki Galata Kulesi’nin bir ağaçmışçasına kök salması gibi… Pera Palace’un 120 yıllık tarihine, yolculuğa, hem yer edinip hem her an uçmaya hazır olmaya, bulunduğun yeri, odayı, adayı ev yapmaya, mekan kılmaya.
Pera Palace’in misafirlerinden biri de “Sonsuzun Sesi”. Üstelik duvarlarında, merdivenlerinde, odalarında her sözcük gibi çınlayacak ve sorularla olduğu kadar dün ve yarınla da yüklü bir kanat sesi. 
Çünkü bugün de sonsuzluk. 

Pınar Sönmez 
(Art Unlimited'de yayımlandı.)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder